Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi

Dwemerler Neden Kayboldular?
#1
Star 
Selamlar arkadaşlar. Cyrodiil sınırından kaçak parşömen geçirirken yol üstünde eski dostum Emmett Favela'ya denk geldim. Malum, savaş yüzünden parşömen kağıtları çok azalmış. İlim adamları için de gıda maddesi neyse parşömen de o olduğundan sık sık takas yapıyoruz. Kendisi araştırılacak konuların azlığından bana yakınıyordu, ben de "Neden Dwemerlerin neden kaybolduğunu araştırmıyorsun?" diye ortaya fikir attım. Anlaşılan işi bayağı ciddiye almış ve kapsamlı bir çalışma yapmış. Bana gönderdiği mektubu aynı şekilde paylaşıyorum.

* * *

Uzun zamandır üzerinde kafa yorduğum Dwemerlerin kaybolma meselesinde nihayet kemale erdiğime kanaat getirmekteyim. Uykusuz geçen geceler ve kafa bulandıran soruların neticesinde bulgularımı paylaşacağım. Belli mi olur, belki ileride meraklı bir bünye çıkıp da konuyu araştırmaya kalkar.

Neyse efendim, konumuza dönelim. İlginçtir ki Dwemerler kaybolmamıştır. Yani, evet, kaybolmuşlardır ama hepsi değil. Araştırmalarım sırasında hayatta olan bir tanesini buldum: Yagrum Bagarn. Haliyle derhan kutuplardan basık, ekvatordan şişkin olan bu zatı muhterem ile görüşme yapmak için yola koyuldum. İlim araştırmalarımın bana sağladığı bağlantılar sayesinde üstat Divayth Fyr'den bir izin koparabildim ve Yagrum ile görüştüm. Bu arada bakımhane gibi yerdeki Argonyalı elemana dikkat edin. Küçüklüğünde üç kere havaya atıp iki kere tutmuşlar sanki. Hiç tekin değil. Yagrum'un ne yazık yakalandığı Corprus hastalığının etkisiyle hafızası eksilmiş. Kendisine ırkının nereye kaybolduğunu sordum. Muhteremin bana söylediklerini aynen aktarıyorum;


Yagrum Bagarn Adlı Kullanıcıdan Alıntı:"Benim çağımın usta büyücüsü ve mühendisi Kagrenac, Dwemer faniliğinin sınırlarını aşmak için ruhevi güçleri şekillendirmek amacıyla aletler üretti. Lakin planlarını gözden geçirirken, bazı alimler öngörülemeyen etkilerin olabileceğini ve felaketle sonuçlanabileceğini belirttiler. Zihnim beni yanıltmıyorsa Kagrenac ırkımıza ebedi bir yaşam vaadinde başarılı oldu, tabi istenmeyen sonuçlarıyla beraber; tüm ırk dış dünyaya kaydı. Veya yeryüzünden yok oldu ve tüm ırkımızı yok etti."

Onun bu sözleri apaçık bir şekilde Dwemerlerin amacını ortaya koyuyordu. Öten yandan bu aletler dikkatimi çeldi. Yagrum'a teşekkür edip yaka paça Argonyalı tarafından postalandıktan sonra Kagrenac'ın aletleri ile ilgili bilgi aradım. Gider ayak konuyu Divayth Fyr'e açtığımda Vvardenfell'de bulabileceğim Muhalif Rahipler denen bir topluluğun aletler hakkında dişe dokunur bilgilere sahip olduklarını söyledi. Rahiplere yaptığım ziyarette pek sıcak karşılanmasam da aradığım belgeyi de bulmuş oldum. Amma şanslıyım! Kitapta en önemli kısım şurası;


Kagrenac'ın Aletleri Adlı Kullanıcıdan Alıntı:"Kızıl Dağ'ın altında, Dwemer madenciler büyülü bir taş bulmuştu. Yapılan incelemeler sonucu Kagrenac bunun Lorkhan'ın kalbi olduğuna kanaat getirdi. Bundan sadece Dwemerlerin menfaatini sağlayacak bir tanrı yaratmaya karar verdi, ve bunun için de üç tane alet üretti. Bunlara Kagrenac'ın Aletleri deniyor. Ruhmuhafızı bir zırh eldiveni, giyince kalbe dokunan kişiyi etkilerinden koruyor. Güçkoparan tılsımlı bir çekiç, kalpten istenilen güç miktarını çekmede kullanılıyor. Keskinodak ise tılsımlı bir bıçak, kalbi dilimlerken kalpten çıkan güce odaklanılmasını sağlıyor."

Bu paragraf ile Lorkhan'ın Kalbi'nden haberim oldu. Dwemerler ölü bir tanrının kalbini ana madde olarak kullanıp yeni bir tanrı yaratma gayesi taşıyordu. İnsan öğrendikçe daha çok meraklanıyor. Ben de ezoterik bilgilerin yer aldığını düşündüğüm Vivec şehrindeki Vivec Kütüphanesi'ne doğru yola koyuldum. Muhafızın cebine üç beş altın attıktan sonra gizli ilimlerin yer aldığı bölüme beni aldı. Kızıl Dağ Savaşı'nı konu alan kitapta denk geldiğim üzere Muhalif Rahipler'in kaleme aldıkları doğruymuş. Üstelik Dwemerler gayelerini gerçekleştirmeye Birinci Konsey Savaşı'nda başlamışlar bile. Kitaptan alıntı:


Kızıl Dağ Savaşı Adlı Kullanıcıdan Alıntı:"Tam o anda, Chimer Kralı Nerevar ile Dwemer Kralı Dumac aldıkları yaralardan ve tükenmiş magickalardan dolayı yere yığıldılar. Dumac, Dagoth Ur ve diğerleri tarafından yakalanmak üzereyken, Kagrenac aletlerini Kalbin üzerinde kullandı ve Nerevar; Kagrenac ve diğer tüm Dwemerlerin dünyadan bir anda yok olduklarına şahit oldu. Bir anda Dwemerler iz bile bırakmadan yok olmuşlardı."

Yani Kagrenac aletleri kullandığında yok oldular. Şimdi, amaçlarını ve hangi vesileyle kaybolduklarını biliyorum. Ama bu iki sade bilgi başlı başına büyük bir tartışma kaynağı. O yüzden araştırmaya devam ettim. Masaya döktüğüm kitapları fark eden kütüphaneci, Gnisis'te Dwemerlere merak salan bir sihirbaz daha olduğunu söyledi. Ben de vakit kaybetmeden bu sihirbazı bulmaya koyuldum. Lafı uzatmıyorum, Gnisis'teki halk ya çok utangaç, ya da beni sevmediler. Muhafızların birine konuyu açtım, keçi inadına sahip bu adamı zar zor ikna ettikten sonra ağzında baklayı çıkardı ve sihirbazın yerini gösterdi. Sihirbazın dedikleri şunlar;


Sihirbaz Adlı Kullanıcıdan Alıntı:"Dwemerler arasında ruhlarını, kutsalların üç, dört hatta kırk kat sadeleştirilmiş yaratımsal düşüm olarak görmek alışılagelmiş bir şeydi. Şafak Çağı boyunca onlar Atakemiklerin nasıl öldüklerini araştırdılar, ki biz bunlara doğanın kanunları diyoruz. Doğayı oluşturmak için kendilerini feda eden kutsallar. Bana öyle geliyor ki Dwemer mühendislerinin ve tınısal mimarları bu feda etme ayinini tersine çevirecek bir yöntem buldular, ölülerden kutsal şeyler oluşturabilmek.

Dwemerler geride ceset veya iz bırakmadıklarından hareketle, nesiller süren ters yaradılış ayinleri ani ve öngörülemez bir şekilde varlıklarını Mundus üzerinden sildi. Nerevar ile olan çatışmaları sırasında ortadan kaybolmaları tamamen tesadüf eseri."


İhtiyarın bu açıklamalarından sonra iyice derin mevzulara inmeye başladığımı hissettim. Sırada 'Atakemikler' ve şu 'yaratımsal düşüm'ün ne olduğunu sorduğumda verdiği cevap: "Dwemer harabelerindeki kitaplar ve diğer mekanizmalar eskime ve yıpranma belirtisi göstermediğine göre bence Dwemerler eskimeyi nasıl önleyeceklerini biliyorlardı. Belki de doğanın bu kanununu yok sayan veya çürüme ve eskime ile ilgili Atakemikler'i kontrol eden bir mekanizm yapmışlardı." oldu. Tek söyleyeceğin bu mu diye sorduğumda beklendiği üzere beni başından savdı ve Altmer Rahipleriyle konuşmamı tavsiye etti. Sonradan fark ettim ki Vvardenfell'te hiç Altmer Rahip yoktu... Ben de en azından Altmerlerin inancını anlatan bir kitap olan Monomyth'e bakmaya karar verdim. Kitapta Atakemiklerin (veya Altmer diliyle Ehlnofey) dünyamızın yaratılışı için kendini feda eden varlıklar olduğundan bahsediyor. İhtiyarın inandığına göre Dwemerler bu Atakemiklerin bazılarını kontrol edebiliyorlardı. Öte yandan Dwemerlerin ölü bir tanrının kalbinden kendilerine yeni bir tanrı yaratmaya çalıştıklarını biliyorum. Geriye bu iki bilgiyi mantık çerçevesinde birleştirmek kaldı. Monomyth'te Atakemikler ile ilgili kayda değer bilgi bulmama rağmen yaratımsal düşüm ile ilgili bir şey yazmıyordu. Bu yüzden ters yaratılış mevzusuna bakmaya karar verdim. Hasphat Antabolis isimli İmperiyal yazarın Vehk'in Öğretileri isimli not defterinden elde ettiğim bilgiler şunlar;


Vehk'in Öğretileri Adlı Kullanıcıdan Alıntı:"Altyaratılış ilerledikçe, Anu ve Padhome uyandı. Zıtlıklarını görmek için nihayet uyanmışlardı. İkisi de ruhlarını doğurdular, yani Auriel ve Sithis. Bu ruhlar Aurbis'e kendilerince değer verdiler ve bundan etada, hakiki kalıplar meydana geldi. Bu kalıplar sonrasında katılaştı.
Anu'nun ilk göz ağrısı, en çok önem verdiği düzen, zamandı, yani Akatosh. Padhome'nin ilk göz ağrısı dolaşmaya başladı, kafasına göre değişim geçirdi, kendine isim koymadı ve Lorkhan diye damgalandı. Zaman geçtikçe kalıplar gittikçe bireyleştiler, Lorkhan ise Aurbis'in şeklini alıp keyiflenmesini ve her şekil almada yorulmasını izledi. Aurbis'in tanrıları ve iblisleri çıkageldiğinde, Padhome'nin dölü aynı anda bunların hepsini istediği ve istemediği için orayı terk etmek istedi. Tam bu sırada Aurbis'in sınırına gelmişti.

Ve Kuleyi gördü, I şeklindeydi. Bu Lorkhan'ın gördüğü ilk kelimeydi ve asla ama asla unutmadı."


Bu bana yaratılış ve altyaratılış hakkında sağlam bilgiler verdi. Ayrıca yaratımsal düşüm ve ters yaratılışı anlamak için hayati önem taşıyor. Sözün özü, Lorkhan altyaratılışı devam ettirdi, yani diğer ruhları Mundus'u yaratmaya ikna etti. Veya bu "I" kulesinin altındaki çemberi diyebiliriz. Ayrıca şu tanım da önemli; "Çemberin sekiz kolu Aedra'nın hediyesiydi, Aetherius'un erkekleri ve çocukları. Çemberin ortasında bir çember daha vardı yani merkezi ki herşeyi bir tutuyordu. Etada buna Mundus dedi." İşte bu Vehk'in Öğretileri'ndeki altyaratılış ile Altmerilerin bahsettiği Dünyanın Kalbi dediği ruhlar ile bağlantı kurmamı sağladı.

Yani gerçek Altmeri kudreti olan Anu, ruhunu yani Anuiel'i yarattı. Bu ruh daha sonra Sithis ile bir araya getirilerek, çeşitli formların düşünebileceği Aurbis'i oluşturdu. Bu formlardan, Aurbis'in formlarından biri, zamanın eklenip düzenin oluşmasıyla kendi varlığını yansıtacak bir yer yaratmak istedi, bu da Lorkhan'dı. Aurbis'in ruhunu yaratmaya niyetlendi, ki bu ruh Auriel'in içindeydi, dolayısıyla Anuiel'in ruhuydu, o da haliyle Anu'nun ruhuydu. Bu da sanırım Vehk'in Öğretileri'nde yer alan Lorkhan'ın gördüğü "I" mevzusuyla alakalı bir şey.

Vehk'in Öğretileri ile Lorkhan'ın Mundus'u nasıl yarattığıyla ilgili kurduğum bağlantı şu; Aurbis'in kopyası olarak tasarladı, fakat Anuiel'in kendi kendine yaratmasının aksine, Lorkhan diğer formlardan yardım istedi ve Mundus oluştu. Bu da Atakemiklerin fedarlıklarıyla oluştu. Aedralardan bazıları Mundus'u rayına oturtmak için kendilerinden bir miktar fedakarlık yapmaları gerekti, ve Lorkhan'ın ise gönüllü olmasa dahi tüm varlığını feda etmesi gerekiyordu.

Bu yaratımsal düşüm mevzusunun ne olduğunu kavradım ve sanırım öyle inanıyorum ki yaratımsal düşüm, ruh içinde ruh yaratılırken bunun da yaratılması gerekiyor. Ve Atakemiklerin olayını da kavradım. Geriye bunu Dwemerlerin planlarıyla ilişkilendirmek kalıyor. Baladas'ın dediğine göre Dwemerler kutsalın bu kadar altında yaratımsal düşüm olmaktan memnun değillermiş, bu yüzden ters yaratılış ile bunu tersine çevirmeye çalışmışlar yani "ölü tanrıdan yeni bir tanrı yaratmak". Şimdi buradan şu sonuç çıkıyor; Dwemerler ters yaratılış ile kutsal oldukları döneme geri dönmeye çalışmışlar. Tabi sadece bir ilim adamının ağzından dökülen sözcüklere inanmak yeterli ve doğru olmayacaktır. Ek olarak Dwemerlerin bunu nasıl planladığını ve kendi tanrılarını, daha sonra öğrendiğim adıyla Numidium'u yaratmalarının alakasını öğrenemedim. Tek bildiğim Atakemikleri ve Lorkhan'ın kalbini kullandıkları. Ben de bu yüzden tüm kıtada eşsiz bilgiler barındıran en büyük kütüphane olan Cyrodiil Kütüphanesi'ne gittim.

Kütüphanede yaptığım araştırmalarda bulduğum notlardan bir tanesi ilgi çekici. Notu aklını kaybettiği söylenen bir alim tarafından yazılmış, gerçekliği tartışılır. Başlığı 'Beşinci Çağ'dan Aşkmektubu'. Şöyle yazıyor;


Beşinci Çağ'dan Aşkmektubu Adlı Kullanıcıdan Alıntı:"Dördüncü Çağ'da sizler ölümlülerin ötesinde varolmuş olan tüm mevcudiyetlerin nihai alt değerine ulaşma çabalarına çoktan tanık oldunuz. Numidium. Gayret. Uçsuz Kule. CHIM. Enantiyomorf. Yeni İnsan'a dönüşen bok böceği... Başarısız olmayanlar Yeni İnsanlar olur: tüm mevcudiyetlerin ötesinde bir benlik, silinemez ve herşeyi kapsar. Tüm varlığın son köprüsünün ötesine geçmek Son Varlıktır, Sonsuz Benlik'tir."


Bu metin çok ilginç çünkü "Son Varlık" ile Sonsuz Benlik'e ulaşılıyormuş. Ayrıca dediğine göre Numidium bu uğurda yapılmış bir araç. Sonsuz Benlik'i Vehk'in Öğretilerinde geçen "I" şeklinde Kule ile alakalı olduğunu tahmin ediyorum. Ve mektupta şunlar da yer alıyor;


Vehk'in Öğretileri Adlı Kullanıcıdan Alıntı:"En basit haliyle, CHIM hali Oblivion'ın yozlaşmış kara sularından, kutsal dünyaların kanunlarından kaçış sağlıyor. Anu-Padomay'ın ilk çalışmalarına dönüştür yani, durgunluk ve değişimin ihtimalleri oluşturabildiği yer. Dahası başlangıcı bir arada tutması sağlayıp felaketi önlemenin özüdür. CHIM'i bilen, Kule'yi korkmadan gözlemler. Ve içinde bulunur."


Bu mektubun belirttiği gibi, Dwemerler bu Sonsuz Benlik'e ulaşmak için Numidium'u kullandılar. Peki Sonsuz Benlik'in, ters yaratılış ile alakası ne? Bunun cevabını da yine Aşkmektubu'nda buluyoruz; "Tüm yaratılış altdüşümdür. Birincisi, AE (mevcudiyet) tarafından bölünmüş olan Kara Boşluk (Void) idi. Sonra Anu ile Padomay geldi ve fırçalarıyla Aurbis'i oluşturdular." Demek ki Anu-Padomay'ın fırçalarından çıkan ilk şey Aurbis. Dwemerler de bu devreye dönmeye çalışmışlar, yani tanrıların Aurbis'te Anuiel'in ilk hali olduğu, Lorkhan'ın diğerlerini Mundus'u yaratmak için ikna etmesinden öncesine. Ki bu da Altmerlerin yaratılış mitolojisine denk geliyor. Bu mantıklı bir çıkarım zira yapılacak olan bu ters yaratılış, Dwemerleri Aurbis'e, Lorkhan'ın yaptıklarından öncesine geri götürecekti.

Peki Dwemerler bunu nasıl gerçekleştirecekti. Bunun yanıtını İmparatorluk Kütüphanesinde bulduğum ikinci değerli kaynaktan öğreniyoruz. Çeşitli söyleşilerin kitap haline getirildiği bu belgede kendisine İskelet Adam diyen şahsın bilgileri dikkatimi çeldi;

İskelet Adam, Röportaj Adlı Kullanıcıdan Alıntı:"Sana gerçeği vereceğim çünkü hiç birine inanmayacaksın. Pirinç Tanrı Anumidum, Ana Parça Bütündür. Ayrıca kutsal kabuk da denmiştir. Gri Belirsizlik'i aşmak için türümüzce çok sayıda kez kullanılması planlanıyordu. Onu ilk gören tınısal mühendislerin en bilgesi Vvardenfelli Kagrenac'tı. Diğerlerinin düştüğü hata gibi Kagrenac'ın bunu tanrıları inkar etmek için Anumidum'u yarattığını düşünme. Kagrenac halkına düşkündü, Dwemerler ise bildiklerinin aksine çok dindardılar, aksi takdirde büyük bir amaca yönelik Anumidum'un metal bedenini oluşturmak için bu kadar değerli ruhu feda etmezlerdi. Kagrenac, Mantella için gerekli olan aletleri bile yapmıştı; Evrimin Odak Noktası. Fakat sonrasında Dwemerlerin Kıyameti dağın üzerinden geldi ve hepsini bu dünyadan sildi."


Yani Pirinç Tanrı kutsal beden, Dwemerlerin ruhu da ona can vermek için kullanılacaktı. Yok olmalarının sebebi buymuş demek ki, ruhlarını feda edip Pirinç Tanrı'yı yaptılar, onu da Anu-Padomay'ın ilk fırça darbelerine dönme için kullandılar, başka bir deyişle ters yaratılışı gerçekleştirdiler. Fakat bunu yapmak için neden hepsi bu Pirinç Tanrı ile bir olmak zorunda olduklarını düşündüler? Cevabı tam karşınızda. Altmer yaratılış mitolojisinde bahsettiğine göre Mundus, ruhların ruhunun yansıtılabilecekleri bir yer olarak yaratılmıştı. Aurbis'in gerçek ruhuna dönmek için, Mundus'taki ruhların eski hallerine dönmeleri gerekmekteydi. Dwemerler bundan mütevellit kendi tanrısının bedenini yarattılar, bu Aurbis'in sureti olacaktı, Lorkhan'ın Kalbi de ana güç kaynağı. Daha sonra bütün Dwemer halkını bu tanrıda birleştirmeyi planladılar, böylece Aurbis'in ilk zamanına döneceklerdi, birden fazla olan Dwemer ruhları tek bir surette birleşecekti ki bu da Tanrısal olacaktı.

İskelet Adam'ın notunda ruhların Anumidum'un metal bedeni olduğu yazıyor, peki bunu neden yapsınlar diye sorabilirsiniz. Tam bu noktada Demnevanni'nin söylediği Atakemikler devreye giriyor. Dwemer metali sıradan bir madde değil, zamanı egale edip çürümüyor veya paslanmıyor. Bu durumda Dwemerlerin ruhları ölümsüz oluyor, ve tanrılarını oluşturmak için bir oluyor. Kızıl Dağ Savaşında, Kagrenac, Kalbe aletleriyle müdahale etti ve tam planladığı gibi tüm Dwemerler yok oldu. Peki neden Pirinç Tanrı geride kaldı, ve neden Dwemerler onun içinde yekpare olduğunda gerçek bir tanrı olmadı? Bunun cevabını henüz bilmiyorum. Belki de Tribunal bu sırada bunun olmasını önlediler. Belki de Kagrenac ilerisini göremedi, Dwemerlerin ruhlarını tek bir şeyde toplamak yeterli değildi, belki de bu Sonsuz Benlik, Dwemerlerin düşündüğü üzere çoğunluğun bir olması değil de şahsın kendi çabasıyla gerçekleşiyordu. Hatta belki geride bir tane Dwemer kaldığı için başarısız oldular.

Aylar süren araştırmalarımın neticesinde elde ettiğim bulgular bunlar. Neden kaybolduklarını okudun ve öğrendin, en azından öyle umuyorum.
#2
Çok büyük ihtimalle okuyanların %95'i neler saçmalıyor bu değişik demiştir. Uzun lafın kısası, Dwemerler bir zamanlar canlılar yaratılmadan önceki döneme dönmeyi hedeflediler. İbrahimi dinlerde Adem nasıl ilk insansa ve şuanda insan sayısı 7 milyara çoğaldıysa o zamanlar da kutsal olan ruh çoğalarak farklı ırkları meydana getirdi ve sayıları arttı. Sayı arttıkça kutsallık da azaldı. Tıpkı ilk soyda baskın olan genin, alt nesillere indikçe gen çeşitliliği nedeniyle etkisinin azalması gibi. Dwemerler de sembolik olarak Adem dönemine dönmeye çalıştılar. Peki başardılar mı? Bilsek bu yazıyı yazmazdık...

Ek olarak Elder Scrolls evreninde anlatılanlar Antik Mısır, Hindu, Üç Semavi din ve buna ilaveten çeşitli matematiksel kavramlar ve astronomi-astrofizik içerdiği için anlaması zor.
[+] mertusta isimli üyenin iletisini 6 üye beğendi
#3
Okkalı yazı olmuş. Öyle höp diye başlanmaz. Bir ara kahveni falan alıp oturup okuman lazım. Smile Arada mola verip dinlenmek (beyin yanmasını önlemek için) okuduğun yer kadarını iyice anlamak sonra devam etmek lazım :I Yer işaretini çakayım bir ara okuyacağım.
#4
Zar zor anladım ama güzel bir yazı olmuş. Cheesy Eski bilgileri bir hatırlamak gerekiyor anlayabilmek için.
#5
Sonra bir uyandım Hepsi Rüyaymış  Big Grin Şaka bir yana her zamanki gibi @mertusta on numara iş çıkarmış eline sağlık, bizede bir kahve alıp okumak düştü  kahve
#6
Emeğine sağlık mertusta.
#7
Facebook'ta, Skyrim Türkiye grubunda da bu konu var ancak oradaki daha basit anlatıyor anlamayan arkadaşlar baksın istiyorsa.
#8
Eline sağlık reis yazı baya efsane olmuş alıntılar anladığım kadarıyla morrowind oyunundan ve mk nin yazısından peki iskelet adam nerden alındı
#9
İçeriği GösterMetin:

Link: https://www.imperial-library.info/conten...eleton-man
#10
"Dwemerlerin düşündüğü üzere çoğunluğun bir olması değil de şahsın kendi çabasıyla gerçekleşiyordu"
Bu kısımın önemli bir yeri var zaten altı çizili bir şekilde dikkat çeken bir yer.
[+] bluestorm02 isimli üyenin iletisini 1 üye beğendi
#11
Zaman olduğunda okurum.
#12
Bugün de öğrendik çok şükür, ellerine sağlık çalışma için reis.
#13
Güzel yazı olmuş, bence Dwemer'lar hapsedildi. VI. oyunda özgür kalabilirler.