Konuyu Okuyanlar:
2 Ziyaretçi

ESO Lore #2 - Zümrüdi Korucu
#1
Sessiz ol canım. Uykuna geri dön. Troller sana burada ulaşamaz, Zümrüdi Korucu olduğu sürece.

O da nesi? Zümrüdi Korucu'yu yine mi öğrenmek istiyorsun? Elbette tatlım. Yatağına uzan ve kulaklarını dört aç.

Bangkorai'nin kuzeyindeki herkes Zümrüdi Korucu'yu bilir. Korucu, yabani her şeyin ormanda kalmasını sağlayan kişidir. Troller, ayılar, cadılar ve onların kurtları... Korucu nöbette olduğu sürece hiçbiri Vahşi ortamlarından çıkıp gelemez. Ve Korucu her zaman nöbette olacak.

Zümrüdi Korucu'nun var olmadığı günlerden haberin var mıydı? Çok, çok ama çok uzun zaman önceydi. Biz Bretonlar, Direnni elflerinden özgürlüğümüzü daha yeni kazanmıştık. Ve elfler bunun acısını hala hissediyorlardı. "Gidin, Ulu Kaya dediğiniz bu topraklarda hüküm sürün." dediler. "Uzun süre sizin elinizde kalamayacaktır. Kendi kuleli adamıza çekileceğiz. Ehlnofey ile olan anlaşmamızı sona erdireceğiz. Bu diyarı Vahşi doğaya geri vereceğiz."

Elflerin her zamanki gibi ne konuştuklarını anlamadık, ne demek istediklerini çözemedik ve kulak asmayıp sıkı çalışıp elde ettiğimiz bu toprakları adam etmeye koyulduk. Tarlaları sürdük, ekinler ektik. Çayırları çitlerle çevirdik, hayvanlarımız için çiftlikler yaptık. Yollar yaptık ve ticaret kasabaları kurduk böylece halkımız ticaret yapıp alışveriş yapabilecekti.

Daha sonra ormanın yakınındaki çiftliklerde kötü şeyler olmaya başladı. Cadılar ortaya çıkmaya başladı, ve ormana çok yaklaşan Bretonlardan bir daha haber alınamadı. Daha sonra bu çiftçiler, ormanın yanı başındaki çiftliklerini terk etmeye başladılar.

İşler daha da kötüleşti. Ormandan kötü yaratıklar ve hayvanlar çıkageldi, genelde geceleri ama gündüzleri bile görülmeye başlandı. Tarlalarda gezip çiftçileri tehdit ettiler, fırsat bulduklarında ise onları katlettiler. Çoğu çiftçi bu hayvanlara karşı dayanamayız deyip çiftliklerini terk etti ve şehre göç ettiler.

Şehre geldiklerinde ise çiftçilere göre iş olmadığını anladılar. Daha da kötüsü yiyecek bir şey yoktu, çünkü çiftçiler erzak üretip şehirlere gönderemiyordu. Şehirliler tarlalarını terk ettikleri için çiftçileri suçladılar; çiftçiler yeterli destek kuvvet göndermedikleri için şehirlileri suçladı. Kimse birbirine sözünü kabul ettiremedi.

Çiftçi çocuklarından biri, Greenward adındaki delikanlı, çok korkmuştu. Şapele gitti ve yürekten Stendarr'a dua etti, "Ey yücelerin yücesi, merhametin ve koruyuculuğun efendisi, durumumuz vahim ve yardımınızı istiyoruz. Ormanın hayvanları başıboş geziyor, topraklarımız yabana dönüyor. Yakında biz düzen ve uyumu seven faniler için yaşayacak yer kalmayacak. Korkarım ki mahluklara dönüşeceğiz, ismimizi unutup, Kutsallara sırt çevireceğiz. Ey yücelerin yücesi, bunu nasıl önleyeceğimizi bize göster."

Tam o sırada bir yalıçapkını şapele girdi ve Greenward'ın önünde diz çöktüğü sunağın üzerine kondu. Normal yalıçapkınlarının boyutundan misliyle büyüktü. Başını kaldırdı ve ıslık öttürüp gagasını takırdattı. Ve o anda Greenward gaganın tıngırdamasından gelen sesi işitti: "Hayvanlar yabandan geliyorlar çünkü isimlerinizi unuttular, sizi kendileri gibi hayvan sanıyorlar ve avlanmanızın meşru olduğuna inanıyorlar. Birisi yabana gidip isminin olduğunu söylemeli, ve bu elde edilmiş topraklarda gezinmelerinin doğru olmadığını söylemeli." Sonra yalıçapkını olduğu yere pisledi ve uçuverdi.

Delikanlı öne eğildi ve fısıldadı, "Bunu ailem için ve bu toprakları elde eden diğer aileler için yapmalıyım." Babasına sarıldı ve annesini öptü. Sonra kasabayı terk edip yabanın sınırına geldi. Orada vahşi bir kaplan ile karşılaştı, yaratık tam pençesini kaldırmıştı ki delikanlı konuşmaya başladı, "Bana saldırman meşru değil ve ben hayvan değilim. Benim ismim Greenward, ve bu toprakların bizlerce elde edildiğini ilan ediyorum. Yabana dön ve bir daha buraya dönme."

Ve ne oldu biliyor musun küçüğüm? Vahşi kaplan kendisine denileni yaptı. Av arayan kurtlar, paytak paytak yürüyen ayılar, öfkeli troller ve kötü niyetli ağaçperilerinin hepsi yabana döndü, ve elde edilen topraklara bir daha gelmediler.

Bu olay sona erdiğinde delikanlı artık işinin bittiğini ve ailesinin yanına dönebileceğini umut ediyordu ama öyle olmadı. Çünkü yabanda gözlerini yeni açan her hayvana sınırlarını bilmesi gerektiği öğretilmeliydi. Ve o günden sonra delikanlı ormanda ağaçların arasında yaşamaya ve yabanın sınırında gezmeye başladı.  Hayvanlara ismini söyleyip geri dönmelerini sağladı. Ve halkımız da ona Zümrüdi Korucu diye seslenmeye başladı.

Daha sonra Korucu yaşlandı ve sınırı artık gezemeyecek hale geldiğini anladı. Endişelendi. Ama ona bir kız yaklaştı ve kendisine bir kuşun konuştuğunu ve buraya gelmesini tembihlediğini söyledi. Ardından ikisi sınırda gezdiler. Korucu gözlerini ebediyete yumdu ve ismiyle ruhunu Aetherius'a teslim etti, kız yeni Zümrüdi Korucu oldu. O günden beridir elde edilen topraklar da güvende kaldı. Ve kalmaya da devam edecek.



Not: Elder Scrolls Online'daki The Viridian Sentinel isimli kitabın tercümesidir.
[+] mertusta isimli üyenin iletisini 12 üye beğendi
#2
[fon‌t=Trebuchet MS]Okuduğum en etkileyici lore konularından biriydi. Sonlarına doğru ''Vay be!'' dedim, kendi kendime. Elflerin, Ehlnofey ile yaptığı anlaşmaların detaylarını da merak ettim. Şimdi iki saat onu araştırırım ben. Bir şey bulamayacağım muhtemelen.[/font]

[fon‌t=Trebuchet MS]Bir de bu kız sanırım seçilmiş kişi oluyor. Neye göre seçildi onu da merak ettim. [/font]
[fon‌t=Trebuchet MS]Bu arada paylaşım için teşekkürler. Dediğim gibi; okuduğum en etkileyici lore konularından biriydi. [/font]sir
#3
Oblivion ve skyrim de ki tüm kitapları okudum. Ama hiçbiri bu kadar etkileyici değildi.