Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi

Skyrim Karakterinizi Tanıtın
İçeriği Göstersinaa:
https://i.hizliresim.com/Ak1MzB.jpg

adı:sinaa

ırkı:vampir-elf

skillerihuhne handed - archery - sneak - speech

sevdiği şeyler:gezmek dolaşmak ve yalnızlık
Cyrodiil'da doğmuş ve bebek iken ailesini kaybeden Volcano, Imperial ordusu tarafından yetiştirilmiştir. Dış dünya ile ilişkisi pek olmadan sadece lejyoner eğitimi almış olan Volcano, gerçek bir savaş tecrübesine sahip değildir ve Cyrodiil dahil hiç bir yaratıktan haberdar değildir. Nöbet tutarken zaman zaman saldıran kurtları öldürdüğü için sadece kurtları tanır. Skyrim'deki iç savaş hakkında da bilgisi yoktur. Ağır silah ve ağır zırh eğitimi olmadığından hafif zırhları tercih eder. Silah olarak ise hafif kılıçlar, bıçaklar ve kalkanlar üzerine eğitimi vardır. Meraklı bir yapısı vardır ve hemen hemen gördüğü her şeyi araştırıp incelemek ister. Kendisi 30 yaşına geldikten sonra kendisine ait bir hayatı olmasını istediği için doğup büyüdüğü yeri zor da olsa terk etti. İlk bulduğu gemiye bindi ve nereye gideceğini dahi söylemedi. Gemi nerede durursa orada inecekti. Zaten dünya tecrübesi yokken gemi kaza yapar ve Volcano kaza yapmış bir gemide kendini bulur.

Senaryo dışı açıklama

Gemi Sea of Ghosts'ta batıyor ve benim karakterim karaya varamadan donuyor. Mod gereği ben kurtarılıyorum ve rastgele bir kasabaya, bir hana veya bir kampa bırakılıyorum. Senaryom gereği Winterhold, Dawnstar ve Morthal ve ona yakın bir yerde bırakılana kadar load ediyorum yani kalkıp Markarth'ta başlatırsa veya Riften falan, epey saçma olur.

Yaptığım RP hakkında

Oyunda çoğu şeyi bildiğim için zor oluyor aslında fakat gerçekten zihnimi boşaltıp karşılaştığım şeyleri ve gittiğim yerleri ilk defa görüyor gibi tepki verebiliyor ve ona göre davranabiliyorum.

Aşağıdaki değerler sabit olarak kalacaktır. Sadece item veya potion ile geçici olarak artacaktır

Life: 200
Carry Capacity: 200
Wayfarer: 100. Skytweak bile skillin exp oranını sıfırlamadığı için sürekli zırt pırt artıyor ve bana boş boş level atlatıyordu. 100 olarak ayarladım ve bıraktım. Skill Tree ile ilgilenmiyorum.
-----------

Kullandığım modlar sayesinde karakterim yoruluyor, acıkıyor, susuyor, soğuk havalardan etkileniyor.
-----------

Bir çok eşyanın dayanıklılık seviyeleri var. Hasar alabiliyor ve en sonunda yok olabiliyorlar. Ara sıra bir tüccardan veya kendim tamir etmek zorundayım
-----------

Gold, Lockpick ve Arrow'lar ağırlık yaptığından dolayı zaman zaman kasabalarda bankacılara gidip parayı çeke çevirmem gerekiyor. Çek haline getirmemin de şartlarını koydum. 1000/2500/5000 ve katları şeklinde çeviriyorum
-----------

Işık modları sayesinde gecelerim ve zindanlarım gerçekten karanlık ve bir ışık kaynağına ihtiyaç duymaktayım
-----------

Dijital haritam yok ve haritada kendi noktamı göremiyorum. Fakat keşfetmiş olduğum yerler haritada açılıyor. Yani yön bilgisine ihtiyacım var
-----------

At arabalarını kullanıyorum fakat gideceğim yer ve o bulunduğum nokta arasındaki yolu daha önce gitmişsem. Mesela Windhelm'den Riften'a gitmek istiyorsam daha önce Winhdelm'den Riften'a ana yoldan yürüyerek gitmiş olmam lazım
-----------
Sandal ile deniz taşımacılığını kullanıyorum (Frostfall modu ile buz gibi sulara atlayıp 2 kasaba arasını denizden aydınlatmak diye bir şey yok 1f603.png:D)
-----------
Crosshair yok. Büyü olsun yay olsun crossbow olsun nereye nişan aldığımı göremiyorum.
-----------
Hedeflerin isimleri ve canlarını göremiyorum.
-----------
Silah ve zırh: Karakterim zayıf yapılı ve sadece bıçaklar ve kılıçlar ile eğitim aldı. 2 el ile tutulan silahları, ağır zırh ve kalkanları, axe ve mace kullanamıyor. Fakat belki senaryomun gidişatına göre ve olaylara göre değişiklikler yapabilirim. RP yaptığım için böyle bir kararı oyunumun başında alamıyorum. Durum neyi gösteriyorsa onu yapıyorum
-----------
Prensiplerim gereği bir büyü yapacaksam o büyünün derecesinin perkini açmış olmam lazım. Mesela spell Adept Alteration ise Adept Alteration açmadan onu yapmam
-----------
Town içerisinde birisi veya bir muhafız ölünce kendimce onun yakınına veya muhaflardan diğerine o kişinin eşyalarını alıp alamayacağımı sorup zar atıyorum. %50 şansla alıyorum veya almıyorum
-----------
Canım tam değilse ve savaşta level up yapmıyorum
Savaş sırasında loot yapmıyor lockpick kullanmıyorum
-----------
Compass objelerini kullanmadığım için etrafımdaki düşmanları, bölgeleri, görevlerin gösterdiği hedefleri göremiyorum


Kullandığım modlar için bana ulaşınız ve/veya detaylar için http://www.facebook.com/ArchiveSkyrim
İçeriği GösterVulsgar the Savage:
[+] sefabaysoy isimli üyenin iletisini 1 üye beğendi
Merhaba, ben Trednel. Morrowind'in Blacklight kentinde orta halde bir ailede dünyaya geldim. Babam denizcilik yapan ve ayda yılda bir evimize uğrayan bir kaptandı. Annem ise sarayda çalışan bir aşçıydı. Pek iyi bir eğitim alamadım ama 13 yaşımı doldurduğumda babam beni gemiye almaya karar verdi. O ufak bedenimle ona eşlik eder, balık tutmayı öğrenirdim. Ticaret yapmak için Solitude'da durduğumuzda konuşmaları dinler bir şeyler kapmaya çalışırdım.

 2 yılımı gemide harcadıktan sonra babam bana ateş büyüleri hakkında bazı kitaplar aldı. O sırada zaten Tamriel'e açılmaya da başlamıştık. Öğrendiğim numaralarla duraklarımızdaki insanlara gösteri yapar harçlığımı çıkartırdım. Ah, ah...

 O güzel günler 16. yaş günümde sonlanmıştı. Babam bana bir hamur tatlısı aldı ve kaptanlığını yaptığı o görkemli odada ufak bir kutlama yaptık. Tatlı bittikten sonra akşam olmuştu mumları yaktık ve babamın bana verdiği öğütleri dinledim. Saat çok geç olmadan da yattık. Mağlum, ertesi gün Windhelm'deki bazı Argonyalı köleleri almamız gerekliydi. Ama babam bu sefer bir dişiyi eve almaya ve ev işlerini yaptırmakta kararlıydı. Artık annemin daha fazla yorulmasını istemiyordu. İlk başta bu isteğini anlayışla karşılamıştım, çünkü hayatıma annemden çok sevebileceğim bir kadının gireceğini bilmiyordum.

 Vivec'den Windhelm'e vardığımızda gece olmuştu bile. Gemiyi iskeleye bağlayıp aşağı indik. İskelede 10 tane Argonyalı, elleri sert halatlarla bağlanmış vaziyette ve üzerlerindeki mahkum kıyafetleriyle bizi bekliyordu. Aslında beklemiyordu. Başlarında deri zırh giymiş, kılıcı belinde ve oldukça disiplinli olduğu her halinden belli olan bir Khajiit vardı. Gemiden indiğimizde bize asker selamı verdi ve esirleri geminin en alt katına kürek çekmek için götürmemize yardım etti.

 Babam esirlere kürek çekmeye başlamaları için emir verdiğinde içlerinden bir şanslı kadın Argonyalıyı seçerek onu bir alt kattaki işkence salonuna götürdü. Merak etmeyin işkence yapmak için değil. Onu oradaki kafeslerden birine koyup eve varana kadar kaçmamasını kendimizce garantilemeye çalışmıştık.

 Onu kafese tıktıktan sonra babam odadan çıktı ve beni onu gözetlemekle görevlendirdi. Ardından o başındaki esir başlığını çıkarttığında bu görevin bana ne kadar uygun olduğunu anlamıştım... Çünkü gözlerimi ondan alamıyordum! Bir Argonyalı nasıl böyle güzel olabilirdi ki?

 Kuyruğu uzun ve bacaklarını sarmıştı, beli oldukça inceydi, kafasının üzerinde mavi tüyler vardı. Boynuzları ise oldukça kısaydı.

 Korktuğu her halinden belliydi, bende hemen onun için biraz mum yaktım ve odayı aydınlattım. Anca titreyen ağzını açıp konuşmaya başladı. Korkudan kekeliyordu.

-Burası neresi?
+Şşşş sakin ol tamam mı? Burası... ııııı, bekleme odası gibi birşey.
-Kimi kandırıyorsun sen? Ben burada durmak istemiyorum! Kimseye hizmet etmem ben!
+Gerçekten öyle bir amacımız yok. Babam seni seçti. Evimizde hizmetçilik yapmanı istiyor. Aşçılık falan. Sana maaşını öder. O ödemezse ben öderim. Sen üzülme tamam mı?
-Kafeste gördüğün bir kadına bunları söyleyebildiğine göre eziğin teki olmalısın! Söylesene bana. Neden gücünüz bize yetiyor? Neden atalarımızın suçunun cezasını biz çekiyoruz?
+Iıı, bunu öyle düşünme. Köle olmayacaksın sen. Maaşın olacak, barınağın falan. Mutlu olacaksın.
-Soydaşlarım acı çekerken ben nasıl mutlu olayım?

 Dedi ve arkasına döndü. Bende tam yere oturacaktım ki bana doğrdu döndü ve hafif yüksek sesle konuşmaya başladı.

-Oraya oturma! Sizin halkın alayı kısır zaten. Bari senin çocuğun olsun.

 Ardından yine arkasına döndü. Bu sefer ben kızmıştım. Sanki ona karşı duyduğum o his bir anda yok olmuş gibiydi.

+Derdin ne senin?! Nasıl böyle dikbaşlı olabiliyorsun?! Eğer babam olmasa çoktan öldürmüştüm seni. Haddini bil, yoksa ben bildiririm!
-Aaaa, süt çocuğuna bak sen! Şimdi mi adam oldun lan!

 Dolunayın ışığı ufak camlardan içeriye yansıdı. Ardından Argonyalı bir anda tüylenmeye başladı. Düşündüm... Buna ne oluyordu böyle? Kasları uzamaya ve burnu daha da sivrilmeye başlamıştı. Korkunçtu... Ama... Daha sonra anladım ki bu bir Kurt kadın!

 Kafesini kırdıktan sonra pençesiyle göğsüme vurdu ve kendimi yaklaşık 1 saniyede duvara yapışmış buldu. Demir kapıyı tekme atarak kırdı ve dışarı çıktığında tüm mürettebatın çığlıklarını duydum. Göğsümdeki kana aldırmadan dışarı çıktım ve gördüğüm tek şey cesetlerdi. Aralarında babamın cesedi de vardı... Gözümden tam bir damla yaş akacaktı ki buna bile vakit bulamadan geminin bir buzdağına çarpması ile oradan oraya savrulup durdum. 

 Uyandığımda ise kendimi dondurucu bir suda, diğer cesetlerle beraber yüzerken buldum. Su o kadar soğuktu ki bir an öleceğim sandım. Ama ne yapıp ne edip karaya ulaştım. Birkaç adım attıktan sonra bitkin düştüm ve adeta yere yığılarak ölmeyi bekledim. Ama bir süre sonra iki mavi kıyafetli adam ellerinde battaniyeyle geldi. Beni örtüp hana götürdüler. Hana kadar olan yolculuğumuzu anlatmak isterdim ama o sırada can çekişiyordum.

 Handa bir büyücü bana bazı büyüler yaptıktan sonra eski halime döndüm. Winterhold muhafızlarından gerekli belgeleri aldım ve ertesi gün Blacklight'a dönmek üzere handa bir gece geçir... Geçiremedim.

 Uykumdayken göğsümdeki yara bir anda kabardı ve bir kurt adama dönüştüm! Kendimi kontrol edemiyordum. İçimde ben olmayan bir his kan istiyordu. Bende onun bu emellerine karşı koyamıyordum. Köydeki neredeyse tüm askerleri öldürdüm ve koşmaya başladım. Utanıyordum... Nereye koştuğumu bilmiyordum. Hatırladığım tek şey insan halime döndüğümde kendimi Whiterun duvarlarının önünde bir çiftlikte bulduğumdu.

 Ağladım, ağladım... Günlerce ağladım. Artık eve dönemezdim. Bende kendi geçimimi buradaki yeni evimde sağlamaya karar verdim. Çiftlikten bir at çalıp gittim... Ormanlara doğru gittim. Artık benim evim orası.

 Gündüz göçebe hayatımı yaşayıp duvarları olmayan kasabalarda ticaret yapıyorum. Geceleri ise kurt adama dönüşüp etrafımdaki insanları katlediyorum. Ayrıca Lordum Hircine'e de her gün tapınıyorum.

 Yeni dinim, felsefem ve mesleğim ile... İşte bu benim yeni hayatım.
[+] Apple3434 isimli üyenin iletisini 3 üye beğendi