Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi

Anket Başlığı: Yolun Sonu'nu hala bekliyor musunuz?
Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
Hala sık sık yeni bölüm gelmiş mi diye bakıyorum.
28.57%
2 28.57%
Aklıma geldikçe yeni bölüm gelmiş mi diye bakıyorum.
0%
0 0%
Valla iyice uzattın. Bunu mu düşüneceğiz?
28.57%
2 28.57%
Hikayeyi bile yeni gördüm. Neymiş ki bu?
42.86%
3 42.86%
Katılımcı sayısı: 7 100%
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız. [Anket Sonuçlarını Göster]

Yolun Sonu
#1
[Resim: kitapkapak.jpg]


[Resim: torn_slit_separator.png]


1. Bölüm - Sürgün
[spoiler]


Evimi hayal meyal hatırlıyorum. Duvarları kahverengi, bol ışıklı, temiz ve büyük bir ev. Geniş bir kütüphane ve içeri asla giremediğimiz babamın çalışma odası. Babam oraya girer saatlerce çıkmazdı. Sadece uzun, siyah kıyafeti ile soğuk soğuk yürüyen bir adam geldiğinde içeri girebilirdi. Her eve geldiğinde annem beni odaya götürür sessiz olmamı ve odadan çıkmamamı tembihlerdi. Kendisi de çok fazla dışarıda durmaz benimle beraber oturur farklı farklı bitkilerle bir şeyler yapardı. O adamın kim olduğunu bilmiyordum ama her geldiğinde ev aşırı derecede gerginleşirdi. Çalışma odasındaki bağırış çağırışlar tüm şehri inletecek güçteydi. Bir de o adam gittiğinde annemle babamın kavgaları başlardı ki, of!

...Dışarıda çok yumuşak kar yağıyor. Hava da öyle çok soğuk değil aslında. Çok temiz bir gece vakti. Sokağı, muhafızların meşaleleri aydınlatıyor. Ve sessizliği handan gelen güzel şarkılar bozuyordu. O gece biz de evde çok mutluyduk. Şöminenin etrafında babamla annem nasıl tanıştıklarını anlatıyorlardı. Çok büyük, saray benzeri bir okul okumuşlar. Hocalardan ve öğrenci arkadaşlarından bahseder gülerlerdi. "Bir gün ben de o okula gideceğim." deyince babamın neşesi kaçtı gibi oldu ama konu uzamadı. Annem anı defterini almaya kalkarken kapı çaldı. İçeri yine o uzun boylu, uzun siyah elbiseli, sevimsiz adam geldi. Annem hemen beni alıp odaya götürmeye kalkarken babam tuttu. "Oturun, arkadaşımız çok durmayacak zaten şimdi gidiyor." dedi. Annem oturdu, beni de yanına oturttu ve sıkı sıkı sarıldı. Adam da tek kelime etmeden dışarı çıktı.

Adam çıkınca babam bana dönüp; "Biz o okulda çok şey öğrendik. Birbirimizi sevdik, bizim gibi olmayanları sevdik ve onlara kendimizi emanet ettik. Sakın kendini kimseden üstün görme." dedi. Annem hüzünlenip beni öptü. "Hadi yatağa yarın büyük gün." dedi. Yatağa gittiğimde yarın arkadaşım Andil ve babası ile Mara tapınağına gidecek oradan da kışlaya gidip okçuları izleyecektik.

Sabah kahvaltı yaparken Andil ve babası bize geldi. Ben hemen masadan fırlayıp onların yanına koştum. Herkes güldü. "Yanniss, hiçbir şey yemedi. Onu aç bırakma sakın." diye seslendi babam. Yanniss: "Merak etmeyin önce hana uğrar bir şeyler atıştırırız." diyerek karşılık verdi. Açıkçası Mara tapınağı çok da ilgimi çekmiyordu. Ben bir an önce kışlaya gidip okçuları izlemek istiyordum. Mara tapınağındaki her dakikamız bana zaman kaybı gibi geliyordu. Rahip konuşmaya devam ederken Andil'in de elinden tutup koşmaya başladım. Bu arada Andil'i size anlatayım. Kahverengi saçları olan, uzun boylu, zayıf ve hep iyi şeylerden bahseden bir çocuktu. Babası da tıpkı onun gibi güleç ve sakindi. Hiçbir şeye kızmazdı ve Andil'e çok düşkündü. Kışlaya vardığımızda okçuları hayranlıkla izlediğimi gören subaylardan biri elimi tuttu ve beni aşağı indirdi. Heyecandan titrerken küçük bir yay elime verip dizlerinin üstüne çöktü. Arkamdan ellerime destek vererek yayı nasıl tutmam gerektiğini gösterip bir tahta oku yaya sokarak atmamı istedi. İlk attığım ok hedeften çok uzaktaydı. Yüzümün düştüğünü görünce "Ben ilk seferinde oku atamamıştım bile." diyerek beni cesaretlendirdi. "İstediğin zaman buraya gelip denemeler yapabilirsin ufaklık." deyip  başımı okşadı. Babam nüfuzlu bir adamdı. Herkes tanırdı. Yanniss'e bir şeyler söyledikten sonra Yanniss beni yanına çağırdı.

Eve döndüğümüzde annem sinirli bir şekilde "Nerede kaldınız?" diye bağırıyor Yanniss durumu açıklamaya çalışıyordu. Annemle Yanniss bir müddet konuştuktan sonra Yanniss "Hadi çocuklar bize gidiyoruz. Bu gece de birlikte kalın bakalım." diyerek beni yanına aldı. Andil'in annesi onu doğururken ölmüştü. Andil'in babası Yanniss de hem iyi bir baba hem de anne olmuştu. Hep gülerken gördüğüm Yanniss o akşam aşırı sessiz ve hüzünlüydü. Yanına gidip "Bir şey mi oldu, Yanniss?" dedim. Gülümsedi. "Bir şey yok, hadi gel seni yatırayım." dedi. Yatağa girdiğimde başımı okşayıp "Hadi iyi uykular, iyi dinlen sonra annen bana kızmasın." diyerek yine sıcak bir gülümseme attı.

Sabah bir at arabası sesi beni uyandırdı. Kapıya yanaşmıştı, annem ise at arabasında beni bekliyordu. Yanniss kuşağıma bir hançer sıkıştırıp "Bu benden sana hediye, sana bizi hatırlatsın. Annene de sahip çık, tamam mı asker?" deyip annemin yanına bıraktı. Ne olup bittiğini anlamadan annemle birlikte yola koyulmuş, git gide soğuyan havada bir battaniyenin altında uyuyakalmıştım.
[/spoiler]

[Resim: torn_slit_separator.png]


2. Bölüm - Soğuklar
[spoiler]

...Güneş ışığı vuruyor yüzüme. Gözlerimi hafif aralıyorum. Annem yaşlı gözlerle dışarıyı seyrediyor. Biraz izliyorum onu. Neler düşündüğünü neler hissettiğini anlamaya çalışıyorum. Kafamda bir sürü soru var; "Babam nerede?", "Nereye gidiyoruz?", "Neden gidiyoruz?" ve "Ne oldu?". Sıkmak istemiyorum ama bu merak beni öldürecek. Cevaplaması gerek çünkü hayatımız değişiyor. Tam o sırada ufak bir hareket ediyorum. Annem aniden irkilip "Heh, uyandın mı? Nasılsın?" diyor. Kafamı çeviriyorum. Saçlarımı okşuyor.
- Biliyorum, sana hiçbir şey anlatmadım. Kızgınsın.
- O zaman anlat anne. Ne oluyor?
- Bunların içine girmeni istemiyorum. Her şeyi unutup yeni bir sayfa açacağız.
- Bu kadar basit mi? Babam yok ve nerede olduğunu ne olduğunu dahi bilmiyorum.
- Öğreneceksin. Biraz daha dinlen. Az daha yolumuz var.
- Nereye gidiyoruz?
- Gitmeyi istediğim en son yere.
- Peki, neden?
- Çünkü mecburuz.
- Neden?
- Çünkü bizi kimsenin tanımaması lazım, oğlum.
- Anne kaçtığımız şey nedir?
- ...

Yine cevap vermiyor. Yine suskun. Yine gözleri doldu.Toparlanıp dışarı bakıyorum. Hava aydınlanıyor artık. Taş bir şehre geliyoruz. Küçük bir ahırda duruyor arabamız. Birkaç çantamız var. İniyoruz. Muhafızların bakışları... Tiksinerek bakıyorlar. Kendimi hiç bu kadar kötü hissetmemiştim. Annem kulağıma "Sessiz ol ve hiçbiriyle göz göze gelme." diye fısıldıyor. Büyük taş bir kapı çıkıyor karşımıza biraz yürüdükten sonra. İçeri giriyoruz...

Taş ve soğuk bir şehir. Surlarla çevrili ve tamamen kasvetli. Kapıda bir muhafız durduruyor bizi. "Ne işiniz var burada?" diyor. Muhafızlar bizden çok farklı. Elleri, kolları, yüzleri ve bizi istemedikleri çok belli. Annem tam cevap verecekken bizim gibi biri geliyor. "Benimle beraberler." diyor, muhafıza. Muhafız annemin önüne tükürüp söylenerek ilerliyor. Dar sokakları olan bir mahalleye giriyoruz. Burada herkes bizim gibi görünüyor. Bir eve giriyoruz. Annem adama teşekkür ediyor. Küçük, eski ve kötü bir ev. Hiç eski evimize benzemiyor. Annemle tek odaya yerleşiyoruz. Eşyaları bıraktığı gibi bir anda ağlamaya başlıyor. Yere yığılıp hüngür hüngür ağlayan annemi görünce ne yapacağımı bilemiyorum. Hemen yanına gidip sarılıyorum. Öpüyorum.

- Peki neyi bilmek istiyorsun?
- Babamı...
- Cevap veremem.
- Burası neresi? Buradakiler neden farklı?
- Burası Kuzeylilerin yaşadığı yer. Dünyada birçok ırk vardır. Onlar da insan.
- Peki, biz?
- Elfiz.
- Elf demek. Başka hangi ırklar var?
- Argonian, Khajiit, Kızılmuhafız.. Bir sürü.
- Babamın "...Bizim gibi olmayanları sevdik." demesini sebebi bu muydu?
- Evet, oğlum.
- Peki buradaki "elf"ler neden çok fakirler?
- Buna da cevap veremem.
- Anne burada biz sevilmiyoruz, değil mi?
- ...

Yine susmuştu. Dışarı çıkmam, başkalarıyla konuşmam yasaktı. Eve tıkılıp kalmış, Yanniss'in hançerine bakıp duruyordum. Kitaplar... Artık hayatım kitaplar olmuştu. Eskiden hikaye kitapları okurken artık yaşadığımız yeri anlatan kitapları da okumaya başlamıştım. Birçok savaş olmuş, ırkların farkları, yaşadıkları yerler. Yıllar geçmişti. Gri Mahalle'ye iyice alışmış ve artık gelişmiştim. Evin bodrumunda ok ve hançerle her gün pratik yapıyor kendimi geliştiriyordum. Yine bir gün bodrumdayken yukarıdan sesler gelmeye başladı. Kafamı kapaktan hafif çıkarıp bakmaya başladım. Altın sarısı zırhlarıyla anneme saldıranları gördüm. Tam çıkacakken annem gözlerime bakıp "Hayır!" diye bağırdı. Yeniden saklandım. Ve "Ters kitaba bak, tüm cevaplar orada." diye bağırırken o zırhlı adamlardan biri anneme hançeri sokup öldürmüştü. Hemen bodruma dönüp saklandım. Yıllar geçmiş ama biz geçmişimizden kurtulamamıştık. Tam o sırada birileri bodruma girdi. Rafın arasına girmiş üstüme de deri çekmiştim. Elimle ağzımı kapatıp nefesimi kontrol etmeye çalışıyordum. "O hainlerin çocuğunu bulmalıyız." diye bir ses duyuyordum. Neyin hainliği? Babam ne yapmıştı? Kimdi bu adamlar? Bizim evimize girenler de bunlardı.

- Burada olma ihtimali yok.
- Dışarıda olmalı. Ya da yolda ölmüş bile olabilir.
- Daha fazla aramaya gerek yok, gidelim.

Gidiyorlardı. Sesler kesilince saklandığım yerden dışarı çıktım. Tam çıktığım anda karşımda o altın zırhlı askeri görüp donakaldım. Tam bağıracakken eliyle ağzımı tutup "Şşt, ştt." dedi. Sustum ama nefes alışverişimi kontrol edemiyordum. Miğferi çıkardığı anda gördüğüme inanamadım...
[/spoiler]


[Resim: torn_slit_separator.png]


3. Bölüm - Thalmor
[spoiler]


Kendi özgür kaderimizi yaşadığımıza ne kadar eminiz? Gerçekten gideceğimiz yolu biz mi seçiyoruz? Peki o yolları kim çiziyor? Bu yol ayrımları karşımıza ne zaman çıkıyor? Zamanlamasını ayarlayan nedir? Ya rüzgarda savrulan bir yaprak da kendi özgür iradesiyle hareket ettiğini düşünüyorsa? Ya biz de aslında o yapraklardan biriysek?
Kim olmalıydım? Ne olmalıydım? Benim istediğim şey aslında önceden yazılmış olan mıydı? Belki de önceden yazıldığı için istiyordumdur ve buna özgür irade diyorumdur, olamaz mı?
Gözlerimi açma zamanı. Nefesini kontrol et. Sakinleş, Evindal. Sakinleş.
- Ne işin var burada?
- Asıl senin ne işin var? Annemi neden öldürdünüz?
- Ben bir şey yapmadım. Anneni tanıdım, seni de bodrumda gördüm. Burada kimse yok diyen bendim.
- Annemi öldürdünüz!
- Bak, neler olup bittiğini bilmiyorum tamam mı?
- Andil, neden?
- Gitmem gerek.
- Andil, dur! Nereye gidiyorsun?
- ...
Yine başa dönmüştüm. Babam kayıptı. Öldü mü yoksa yaşıyor mu, bilmiyordum. Annem gözlerimin önünde hançerlenmişti. Son sözleri neydi? Ah, hatırla aptal herif! Ne diye seslendi? Bağırarak bir kitap... Bir kitaptan bahsediyordu. Ters kitap! Evet, nerede bu? Masanın üstündeki kitaplardan biri mi, aa bir dakika. Kitap bu olmalı.
Tüm kitaplar düz iken tek ters kitap bu. Annem bugünün geleceğini biliyor olmalı. Demek ki askerler içeri girdiğinde hemen ters çevirdi. Bu kitaba hiç dikkat etmemişim. "Thalmorlar". Thalmorlar mı? Kafamı toparlayamıyorum. Bu evden çıkmam lazım. Beni de bulmaları çok uzun sürmez.
Tek başıma kalmıştım. Elimde bir kitap, cebimde biraz altın, hançerim ve yayım. Daha şimdiye kadar birini öldürmeye yaklaşmamışken şimdi tek başıma şehrin dışındayım.  Çok geçmeden bir mağara bulup, ateş yakarak kitabı okumaya başladım. Thalmorlar, Elfleri üstün ırk gören bir oluşum. Evimize gelen siyahlı adam ise belli ki Thalmor Yargıcı idi. İşler şimdi rayına oturmaya başladı. Babamı da aralarına almak istediler ama babam kabul etmedi. O yüzden de "hain" oldu. Ama bu tüm aileyi katletmek için yeterli bir sebep değil. Bu işte başka şeyler var. Tam olarak oturmuyor. Eksik bir şeyler var ama ne? Neyin peşinden gitmeliyim? Babamın öldüğünü düşünmüyorum. Yarın ilk iş ahırın önünde şu "Thalmorlar"ı beklemek olacak. Andil'de bazı cevaplar olduğuna eminim. Benden sakladığı şeyler olduğuna eminim. Onu bulmalıyım.
Tüm gece rüyamda annemi gördüm. Thalmorlar onu da götürmüşlerdi. Anneme son kez bakamamıştım bile. Daha başıma ne gelebilirdi ki? Kaybecek hiçbir şeyim yok. Babamı bulmalıyım. Şu "Thalmorlar"la tanışma vakti.
Ah, kediler? Bunu okumuştum. Kha.. Khum.. Khajiit, evet Khajiitler. Hatırladım. Şehirlere alınmıyorlar. Zaten bu ırkçı Ulfric'in şehrine alınmamaları onların yararına olmuş. Bunlar da benim gibi sürgün hayatı yaşıyor. Aslında şuan bir Khajiit'ten tek farkım kuyruğumun olmaması. Yanlarına gidip Thalmorlar'ı orada bekleyeyim hem dikkat de çekmem. Yanlarına yanaştığımda hepsi yavaşça hançerine hareketleniyor, "Sakin olun. Çok açım, biraz yanınızda durmak için gelmiştim. Zarar vermeyeceğim." dedim. Herkes aniden kafasını çevirip işine geri döndü. Liderleri diye düşündüğüm kişi garip bir aksanla "Otur." dedi. İki parça geyik eti verdi. Açıkçası bir Khajiit'ten beklemediğim şeyler. Hemen kendimi eleştirmeliyim. Irkçılık tuzağına düşünüyorum. "Neyin var? Düşüncelisin." deyince irkildim. "Babamı arıyorum.". Kulakları dikleşti ve bir tebessüm attı Khajiit. "Eşyası kaybolduğunda bize geleni gördüm de babasını kaybedip de bize geleni ilk defa görüyorum." dedi ve güldü. "Baban bizde değil, genç." dedi. Güldüm. "Ben nerede olduğunu biliyorum. Thalmorların elinde." deyince yüzündeki tebessüm yok oldu, kedinin. "Def ol, buradan!" dedi. "Bizim de başımızı belaya sokacaksın." diye de ekledi. Tek kelime etmeden toparlanmaya başladım. Sonra birden çantama biraz yiyecek sıkıştırıp "Umarım bulursun babanı." dedi. Bu kediler cidden duygusallar. Ne yaptıkları belli olmuyor. Kovduktan sonra, yemek verip temenni de bulunmaya başladı.
Çok geçmeden bir Thalmor grubu şehirden çıktığını gördüm. Andil de aralarındaydı. Dört kişilerdi. Andil'in kafasına bir taş atıp dikkatini çektim. Ve şehirden uzaklaşana kadar takip ettim. Elime Andil'in babasının vermiş olduğunu hançeri alarak sinsice yaklaşıp Andil'in hemen arkasındaki adamın gırtlağını kestim. Diğer Thalmor Yargıcı daha hareket edemeden Andil ve ben üstüne atlamıştık.
Yargıcın üstüne çıkıp ona babamı sorduğum anda dehşete kapılmıştı. Tüm vücudunun irkildiğini hissetmiştim.
[/spoiler]


[Resim: torn_slit_separator.png]


4. Bölüm - Ulfric?
[spoiler]


Babam kimdi? Yargıcı bu kadar derinden etkileyen neydi? Babamı sorduğum anda ani bir hareketle elimizden kurtulup "Musallat Kökü"nü bir hareketle ağzına atarak intihar etti. Babamın adı bir yargıcı bu kadar etkilediyse babam ne yapmış olabilirdi? Babam kimdi? Andil sadece babamın yaşadığını biliyordu. Kim olduğunu, ne olduğunu öğrenmeye yetkisi yoktu. Babamın peşine düşmeliydik. Thalmor'a karşı iki gencin yapabileceği şeyler nelerdi? Andil, Thalmor Elçiliği'ne gitmemiz gerektiğini söylemişti. Ben de üstüme altın Elf zırhını geçirmiştim. Andil, elçiye yolda "Fırtınapelerinler"in saldırısına uğradığımızı ve benim de Andil'in hayatını kurtardığımı söyleyecekti. Böylece Thalmor'un içine girebilecek ve babamın izini sürecektik. Her şeyi planlamış, elçiliğe doğru yürümeye başlamıştık. Andil tek kelime konuşmuyor ama hep bir şey söyleyecekmiş gibi iç çekiyordu. Bu sinir bozucu duruma daha fazla katlanamadım ve ne olduğunu sordum:
- N'oldu?
- Bir şey yok.
- Yapma, Andil. Hadi söyle.
- Yargıçlar çok iradeli elflerdir. Korkusuzlardır. Thalmor'un en yüksek mevkilerinden biridir ve babanı duyduğu anda tereddüt etmeden kendini öldürdü. Bu seni korkutmuyor mu?
- Ne demek istiyorsun?
- Belki de babanın kim olduğunu öğreneceğiz. Bu seni korkutmuyor mu?
O ana kadar bunu hiç düşünmemiştim. Babam hep iyi hatırladığım biriyken bir anda gerçek kimliği ile bir canavara dönüşebilirdi. Andil haklıydı. Ama artık bunun geri dönüşü yoktu. Bu yola girmiştik ve sonucunu getirecektik.
Hava kararmış ve kar iyice bastırmıştı. Bir köşeye çadır ve ateş yakarak sabahı bekleyecektik. Andil ile çocukluğumuzdan bahsediyor, biraz neşelenmeye çalışıyorduk. Andil'in hep sakladığını bir şeyler vardı. Benden sonrasını hiç anlatmazdı. Ona babasının verdiği hançeri gösterdim. Duygulanmıştı. Ama hala kendini kontrol etmeye çalışıyordu. Bu sohbetlerin üzerine iki "Fırtınapelerin" geldi. Andil hemen elini kılıcına attı fakat "Fırtınapelerinler" bir mektup bırakıp yanımızdan uzaklaştı. Bir "Fırtınapelerin" ve Thalmor? Ne işleri olabilirdi? Mektup mühürlüydü. Andil mührü gördüğü anda "Dur!" dedi. "Sana söylemem gereken şeyler var.".
- Anlat.
- Buraya gelmem tesadüf değildi. Sizin için gelmiştik ve elimizi kolumuzu sallayarak "Miğferyeli'ne" girdik. Bu çok gizli bir bilgi. Soru sormamız yasaktı. Burada olanlar konuşulmayacaktı. Büyük ihtimalle biz de sizi getirdikten sonra öldürülecektik zaten. Thalmor'un Miğferyeli'ne girmesi kolay değildir. Bu işin içinde Ulfric de var. Bu mektup da ondan.
Bu adam neden bahsediyordu? Ulfric? Bir Elf düşmanı ve Thalmor? Anlam veremiyordum. Andil mührü tanımıştı. Mektup Ulfric'ten geliyordu. Mührü kırıp mektubu açtım. El yazısıyla ve hızlı şekilde yazılmış. Ulfric'in bu mektubu yazarken telaşlandığını hissedebiliyordum.
"Evindal,
Nasıl bir işe bulaştığını bilmiyorsun. Araştırmalarının seni nelere götüreceğinin ve sonuçlarının ne olacağının farkında değilsin. Miğferyeli'nde beş seneden fazla yaşadınız. Hiçbir muhafızla veya Kuzeyli ile sorununuz olmadı. Thalmorların seni bulması benim isteğim dahilinde değildi. Şuan Thalmorların ve babanın peşine düştüğünü biliyorum. Bu araştırmayı sonlandırman gerekecek. Eğer bu işin peşini bırakırsan sana ömür boyu yetecek altın ve Skyrim dışında yaşayacak bir ev ayarlayacağım. Aksini düşünmek bile istemiyorum.
Miğferyeli Mevkibeyi Ulfric Fırtınapelerin"
Bu mektup da neydi şimdi? Ulfric neyden çekiniyordu? Veya işin peşini bırakmam için neden bana mektup yolluyordu? İstese beni öldürebilirdi bu iş de sonlanırdı. Fakat öldürmeye çekindi. Bu işin içerisinde başka şeyler de var. Bunun sonucunu bizi nereye götürecek daha da merak etmiştim. Thalmor ve Ulfric? Babam neyi biliyordu? Hem Thalmor hem de Ulfric babamdan neden bu derece korkuyordu? Peşinde olduğumuz şey tüm imparatorluğa etki edecek bir bilgi miydi? Sadece babamın peşine düşmem aslında tüm Skyrim ve İmparatorluğu etkileyebilecek bir şey miydi?
Andil, Ulfric'in isteğini kabul edip Skyrim'i terk etme niyetindeydi. Ama ben bunu biraz daha düşünecektim. Bu artık babamı bulmaktan çıkmıştı. Çok daha derin şeyler öğrenebilirdim. Ulfric'in beni öldürmeme sebebi babamın aslında beni gözetliyor olması demek miydi? Fırtınapelerinler tarafından öldürüldüğümde babam ortaya çıkabilirdi. Ulfric'in çekindiği şey bu muydu?
Sanırım bir karar vermem gerek. Tüm hayatımı ve imparatorluğu etkilecek bir karar...
[/spoiler]


[Resim: torn_slit_separator.png]


5. Bölüm - Tuzak (Sezon Finali)
[spoiler]


...Uyuyakalmışım. Andil biraz yiyecek getirmiş. Ufak tefek atıştırıp yola koyulmalıyız. Artık Thalmor Elçiliği'ne elimizi kolumuzu sallayarak giremeyiz. Ulfric bizi bulduysa Thalmor da rahatlıkla bulabilir. Başka bir yol bulmalıyız. Elenwen, Skyrim'deki Thalmor elçisi. Ona bir şekilde ulaşmalıyız. Çok tehlikeli bir kadın. Her şeyi bildiğine eminim. Onu bir şekilde o elçilikten dışarı çıkarmamız gerekecek. "Bu mektup işimize yarayabilir." dedi, Andil. "Bunu kullanmalıyız. Ulfric seni bu yoldan saptırmak istediğine göre bildiği şeyler var. Miğferyeli'ne geri dönmeliyiz." diyerek tamamladı. Biraz düşündükten sonra:
- Andil! Andil, Issızkent'e gidip beni orada bekliyorsun.
- Neden?
- Dediğimi yap. Beni girişteki handa bekle. Bu mektup da sende kalsın.
- Peki, Evindal.
- (Andil'e planımdan bahsettikten sonra kısık bir sesle) Sana güveniyorum.
Belki de Andil'e son sarılışımdı. Benden uzak olması planımın bir parçasıydı. Bizi takip etme ihtimalinde bu yaptığım büyük bir riskti ama denemekten başka çarem yoktu. Miğferyeli'ne doğru yola çıkarken kafamda söyleyeceklerimi düşünüyor Ulfric'in cevaplarına göre de cevap üretmeye çalışıyordum. Bir Elf katili ile görüşeceğimi bildiğim için ufak bir korku olsa da istemsiz bir heyecan da duyuyordum. Ulfric beni birçok çözüme ulaştırabilirdi. Belki de sonumu getirebilirdi?
Ahırı görünce Miğferyeli'ne ilk gelişim gözümün önüne geldi. On iki yaşındaydım. Beş yıl burada kalmışız. Yıllar çok çabuk geçiyor. Beş yıl sonra bizi bulacakları kimin aklına gelirdi? Kapıya doğru yürürken bu sefer muhafızların bakışlarını kaçırdıklarını fark ettim. Hepsi beni görünce başka yere bakmaya başlamıştı. Annemle beş yıl önce buradan geçtiğimde hepsi bize tiksinerek bakıyor, önümüze tükürüyor, aşağılayıcı sözler söylüyorlardı. Hiçbirini unutmadım. Kapıdan içeri girdiğimde siyah kapşonlu bir adam bana eliyle gel işareti yaparak iskelenin orada küçük bir dükkana kadar götürdü. Dükkan boştu. Birkaç sandalye, bir masa, örümcek ağları, yerdeki tozlar, fareler, birkaç titrek mumdan ve rutubetten başka hiçbir şey yoktu. Masanın başına oturup beklemeye başladım. Siyah kapşonlu adamın yüzünü göremiyordum ama kuyruğu yoktu. Khajiit veya Argonyalı olma olasılığı kalmamıştı. Ona sorular soruyor tek cevap, tek ses bile alamıyordum. Tahminim, ırkını veya kendini belli etmek istemiyordu.
Kısa bir süre sonra yeniden kapşonlu biri daha içeri girdi. Ani bir hareketle önüme bir sandalye çekip oturdu. Sert bir tavırla "Kararın nedir?" dedi. Ve kapşonu çıkararak o altın saçlarını salladı. Bakışlarından nefret akıyor, dişlerini sıkmaktan dudakları büzüşüyordu. Ulfric buraya tek başına gelmişti. O sözde kadim dostu Galmar yoktu. Zaten tahminimce Galmar'ın hiçbir şeyden haberi yoktu ama neyse.
- Mektubunu aldım. Bana neler olduğunu anlatacaksın.
- (Sırıtarak) Komik. Bana boyun eğdireceğini mi sanıyorsun?
- Beni öldürebilecek olsan şuan çoktan Fırtınapelerinlerin sana kafamı getirmiş olurdu. Korkuyorsun.
- (Ulfric biraz şaşkınlık ve biraz da hayranlıkla beni süzerek) Hmm, çok zekisin. Ama beni konuşturmak için elinde ne var?
- Mektubun. Aslında kendi kendini yaktığının farkında değilsin. O mektup şuan arkadaşım Andil ile beraber Issızkent'te General Tullius'un yanında. Eğer ben üç gün içerisinde Issızkent'e gitmezsem o mektuptan Tullius'un da haberi olacak. Yani bundan sonra Thalmor ile bağını ben değil imparatorluk araştıracak. Buna ne diyorsun? Bence konuşmaya başlasan iyi edersin. Thalmor ile ne ilişkin var? Ben ve babam bunun neresindeyiz?
Ulfric şaşırmıştı. Beklemediği bir darbe aldığı belliydi. Bir süre sessiz kaldıktan sonra yine sırıtarak konuşmaya başladı. "Cesur bir çocuksun." dedi. Ve yanındaki kapşonluya dönerek "Yanıma gel." dedi. Elini uzattı. Ve adam ona bir kağıt parçası verdi. Ulfric bana dönerek; "Tullius'un eline gidecek olan mektup bu mu yoksa?" dedi. O an başımdan aşağı kaynar sular inmişti. Hemen ayağa kalkıp "Andil! Andil'e ne yaptınız?" dedim. Ulfric sakin bir dille "Otur, Andil iyi. Ona hiçbir şey yapmadık." Ve yanındaki kapşonluya dönerek "İyisin değil mi, Andil?" dedi. O an zaman durmuş gibiydi. Ve sonra kapşonu çıkarıp bana bakarak "İyiyim, efendim." dedi, Andil. Ne yapacağımı bilemedim. Andil devam etti. "Seni uyarmıştım. Ulfric'i dinleyip buradan gitmeliydik. Bu işin peşini bırakmalıydın. Kusura bakma Evindal, ölmek istemiyorum. Eğer senin peşinden gitseydim ben de ölecektim.". Ulfric alkışlayıp gülmeye başlamıştı. "Tebrikler! Tebrikler! Harika bir sahne. Gerçekten az kalsın gözlerim doluyordu." dedikten sonra aniden ciddileşerek: "Şimdi benim planımı dinle küçük! Seni burada paramparça edip bir Argonyalı'ya verebilirim. Sonra Andil'i sen gibi gösterip onu Skyrim dışına çıkarır Thalmor'a da bu doğrultuda rapor verebilirim. Sonra benim de başıma bir şey gelmez. Ne diyorsun? Sence de bu plan iyi mi?".
Donakalmıştım. Ne yapacağımı bilemiyordum. Konuşamıyor, hareket edemiyor, tepki veremiyordum. Bir anda bütün ipler onun eline geçmişti. Dostum, beni Ulfric ile görüşmeye ikna edip, sonra beni tuzağa düşürmüştü. Bu kadar yaklaşmışken hiçbir sonuca varmadan ölecektim.
[/spoiler]


[Resim: torn_slit_separator.png]


6. Bölüm - Yansıma
[spoiler]

Metrelerce ötede koşan bir ceylanın ayak seslerini duyduğunuz oldu mu? Peki ya, öten bir kuşun dilinin titreşimini hissettiniz mi? Şuan bunları iliklerime kadar hissediyorum. Göz kapaklarımın turuncusundan güneşin ne kadar parıldadığını, yüzümü hafifçe yalayan rüzgarı belki de ilk defa bu kadar net hissediyorum. Yaşamayı bu denli çok hissettiğiniz oldu mu? Eğer ölümü hissetmediyseniz, yaşamı hissetmeniz de çok mümkün değildir.

Üzerimde gezen karıncalar, kuruluktan çatlamış dudaklar ve yerde yatan bir adam... Dışarıdan nasıl göründüğünü biliyorum. Büyük ihtimalle şuan barda şarabı çok kaçırmış bir sarhoş gibiyimdir...
- Sen de kimsin? Hey! Cevap versene! Sana diyorum, Elf!
- (Hadi Evindal, bir hareket! Kıpırda, bir ses çıkar!)
- Babacığım ölmüş mü, acaba?
- Sanmıyorum, göğsü hareket ediyor. Demek ki nefes alıyor.
- Ona yardım etmemiz gerek. Eve götürelim.
- Ona yardım etmemiz gerek. Eve götürelim.

Bu biraz garip oldu. İkisi de aynı şeyi mi tekrarladı bana mı öyle geldi? İyi bir baba oğul ilişkileri var anlaşılan. Evlerindeki o sıcak çorbanın kokusu gerçekten beni diriltecek türden. Ama evde hiç kadın sesi duyamıyorum. Demek ki bu adam gerçekten yemek yapmasını biliyor. Acaba karısına ne oldu? Şuan bunu neden merak ediyorsam? Gerçekten tek derdim bu mu şuan? Asıl düşünmem gereken bu hale nasıl geldiğim. En son ne olmuştu? Hadi Evindal, düşün... düşün... düşün!

Andil! Ah, canım dostum... Beni Ulfric'e sattın. Peki nasıl hala yaşıyorum? Oradan nasıl çıkabildim? Ulfric'in beni çoktan öldürmesi gerekirdi. Oof! Yine işler sarpa sardı. Peşinde koştuğum gizemler yetmezmiş gibi bir de bu çıktı başımıza. Ulfric'i durduran neydi? Ben bu hale nasıl geldim ve olanları neden hatırlamıyorum?

...

Tam daldığım sırada "Bu çorbayı iç, genç adam. Yarın sana iyi bir şifacı bulacağım. Eminim, o ne yapılacağını biliyordur." dedi, adını bilmediğim adam. Beni doğrulttu ve sıcacık çorbayı boğazımdan geçirdi. Gerçekten iyi insanlar. Ama çok gariptir ki hiç konuşmuyorlar. Belki ilk kez birkaç kelime dökülmüştü adamın ağzından. "Şimdi yat, uyu. Yarın daha iyi olacak."

...

Sabah olmuş olmalıydı. Camdan göz kapağıma çarpan ışığı hissedebiliyordum. Çok geçmeden kapı açıldı. Bir anda içerisi ayak sesleriyle doldu. Birisi baş ucuma eğilerek kulağıma "Gözünüzü artık açabilirsiniz, efendimiz!" dedi. Ne? Efendimiz mi? Bu adam ne diyordu? Hem kıpırdayamıyordum, gözümü nasıl açacaktım? "Gözünüzü artık açabilirsiniz, efendimiz!" diye tekrarladı. Parmaklarımı oynatabiliyordum. Gözümü yavaşça açtım. Sağıma döndüğümde başımda dizlerinin üstüne çökmüş büyücü cübbeli bir adam ve ayakta kapı tarafında bekleyen, beni kurtaran adam ve oğlunu gördüm.
- Efendimiz, bu sizin. (Elindeki altın, ejderha kanı ile desenler çizilmiş bir zırh duruyordu.)
- Bana neden efendimiz diyorsun?
- Siz tanrımızın oğlusunuz.
- Tanrınız?
- Efendim buradaki baba ve oğlu aslında yok. Onlar birer yansıma.
- Nasıl ya... (Olamaz! Adam ve çocuğu bir anda küle dönüşmüştü.) Bu ne demek oluyor şimdi?
- Babanız sizi izliyor, o her yerde. Onun sayesinde asla ölmeyeceksiniz. Her düştüğünüzde babanız sizi kaldıracak. Ve bir kaderiniz var, efendim. Onu yaşayacaksınız. Miğferyeli ahırından 350 metre kuzeye gidin. Ben sadece bunları söylemekle hükümlüyüm.
Dedi ve aniden büyücü de küle dönüştü.

Verdiği altın zırhı üzerime geçirip Miğferyeli'ne doğru yola koyuldum. Babamın kişiliği daha da ilginç bir hal almıştı. Bir kitapta okumuştum. Oblivion kapıları... Daedralar... Babam bir Daedra olabilir miydi? Bu imkansızdı. Babam bir Elf'ti. Bizimle yaşıyordu. Kanlı canlı bir Elf'ti. Peki ya o aslında babam değilse? Belki de o babamın yarattığı bir külden ibaretti? Ya benim gerçekten bir ailem yoksa? Aslında hepsi babamın yaşamamı istediği şeyleri yaşamam için kurgulanmışsa? Gerçek bir evrende bile yaşamıyorsam? Etrafımdakiler! Etrafımdakiler dahi gerçek olmayabilir mi? Kafayı yiyeceğim! Etrafımdaki her şeyin bir yansıma, aslında yaşamayan birer külden ibaret olduğunu bilmek istemiyorum.

Büyücünün dediği yere gidip, babamı bekliyor olacağım. Gerçekten cevaplaması gereken çok şey var!
[/spoiler]


[Resim: torn_slit_separator.png]


7. Bölüm - Karışıklığın Başlangıcı
[spoiler]

Miğferyeli'ne bu kadar kar yağmasının sebebini Elflere yapılan onca pisliği örtmek için olduğu söylenir, bilir misiniz? Hayatımın dönüm noktaları hep burada oldu. Skyrim'de ilk buraya geldik. Burada büyüdüm. Annem burada öldü. Arkadaşım bana burada ihanet etti. Ve şimdi babamı yine burada göreceğim. Ah, Miğferyeli...

Burada yaşadıklarımı düşünürken bir adam seslendi. Bitkin, yorgun yaşlı bir Kuzeyli. "Evlat!" dedi. Yaklaştım. "Ben senin babanım...".
- Olamaz! Benim babam bir Elf!
- (Yaşlı adam güldü ve aniden vücudu değişerek bir Elf'e dönüştü.) Şimdi oldu mu?
- Bu nasıl olabilir?
- O gördüğün büyücü de bendim. Seni hep takip ediyordum oğlum. Şu ana kadar sana bir şey olmamasının sebebi sence neydi? Üstün savaş yeteneklerin mi?(!) Bir kaderin var. Bunu yaşamalısın. Sana kim olduğumu söyleyeceğim. İnsanların bana neden "Tanrı" dediğini, nasıl beden değiştirdiğimi hepsini anlatacağım. Ama önce kaderini yaşamalısın. Bu andan itibaren seçimlerine ve olacaklara karışmayacağım. Beni görmen gerektiğinde ben zaten orada olacağım. Şimdi sana son bir şey söyleceğim. Krallar Sarayı'na gir. Kimse sana bir şey yapmayacak. Ulfric'e "Karışıklığın Başlangıcı" de. Bu da sana son yardımım. Yakında görüşeceğiz. (Ve aniden kül yığınına dönüştü.)

Kafam daha fazla karışamazdı! Babam... Bu güç!

Yine Miğferyeli'ne girmek beni huzursuz ediyor. O uzun yola bakıyorum da of! Çocukluk anıları gerçekten insanın aklından çıkmıyor. Merdivenlerden köprüye doğru yavaş adımlarla çıkarken hiçbir muhafızın bana bakmaması dikkatimi çekiyor. Sanki yokmuşum gibi. Hiçbiri olduğum yere bakmıyor. Elimi, kolumu sallayarak Miğferyeli'ne giriyorum. İçeride de durum değişmedi. Kimse beni garipsemiyor. Krallar Sarayı'na doğru giderken arkamdan bir muhafız "Dur!" diye bağırdı. Ah şimdi yandık işte. "Yavaşça bana doğru dön!". Ulfric geldiğimi öğrenmiş olmalı. Ellerim yukarıda yavaşça muhafıza doğru dönüyorum. Göz göze geldiğimiz anda muhafızın gözünde büyük bir korku beliriyor. Kekeleyerek "Gi... gi, gidebilirsiniz." diyor sadece. Krallar Sarayı'nda karşımda oturan heybetli Ulfric'in gözlerini kısıp baktığını görüyorum. Beni hala fark edemedi. Masaya yaklaştığım anda "Galmar! Galmar! O geldi! Elf, burada!" diye bağırmaya başladı. Muhafızların hepsi kılıçlarını çekip beni bir çembere aldılar. Galmar ise o büyük baltasıyla "Burada ne arıyorsun?" diye bağırdı. O tok sesi tüm sarayı inletmiş olmalı. Hafif bir tebessümle ayağa kalkan Ulfric'e bakarak "Karışıklığın Başlangıcı" diye fısıldadım. Bu fısıldama tüm sarayla ince ince yankılanırken Ulfric'in gözleri yuvasından fırlayacak gibi oldu. Galmar'ın yüzü değişmemiş Ulfric'e dönüp gördükleri karşısında şaşkına dönmüştü. Bir bana bir Ulfric'e bakıyor, durumu idrak edemiyordu. Peki ben? Bu olayın merkezinde olan ben ne biliyordum? Hiçbir şey! Ama kendimden emin durmam gerekiyordu. Ulfric çok zeki bir adamdı. Bir anlık hatamda aslında hiçbir şey bilmediğimi anlayabilir ve beni harcayabilirdi. Ve Ulfric aniden gözlerini kapatıp yere baktı. Sağdaki odaya doğru yavaşça yürürken "Bırakın, benimle gelsin." dedi. Üst kata çıkarken tek kelime etmiyor yere bakarak ilerlemeye devam ediyordu. Bir odaya girdik ve kapıyı kapattı.

"Hala yaşıyor olmanın şaşkınlığı geçmemişken o söylediğin şey... Sen kimsin?" dedi. Son gördüğümde özgüveni tam, cesur ve güçlü olan adam gitmiş yerine korkudan gözleri dolu dolu bana bakan bir adam gelmişti. Peki ya sorduğu soru? Gerçekten ben kimdim? Kaderim neydi? Hep Ulfric'in peşine düştüm. Bunu neden yapmıştım? Gerçekten de kaderim mi beni buraya getirmişti? Artık sona mı gelmiştim? Burada her şeyi öğrenecek ve bu macerayı bitirecek miydim? "Söyle! Ne istiyorsun?!" diye bağırarak kafamdaki düşünceleri aniden dağıttı.
- Bana her şeyi anlatacaksın Ulfric! Ve ben buradan sana hiçbir zarar vermeden çıkıp gideceğim. (İçimde bir ses "İkinci çekmece..." diye fısıldadı.) İkinci çekmeceyi aç ve onu bana ver.
- (Sandalyeye zorla tutunarak oturup ve yere bakarak) Kendin al.

Bir mektup vardı ve mühür Thalmor'undu. Anlaşılan Ulfric'in bana anlatacak daha çok şeyi var...
[/spoiler]


[Resim: torn_slit_separator.png]


8. Bölüm - Görüşme (1. Kısım)
[spoiler]

Her şey Kırsakallar'ın yanında başladı. Oraya ait değildim. Hayatımı o dört duvar arasında geçiremezdim. Zaten oraya sığamıyor, taşıyordum. Bir gün o yazıtların dibinde yanıma bir Elf yanaştı. Hayatım o an değişti. Bana büyük bir güç vaad etti. Bana Skyrim'i vereceklerdi. Ben de onlara tüm imparatorluğu. İşte her şey böyle başladı...

Thalmor ile anlaşma yaptım. Miğferyeli'ne geri dönecek ve imparatorluğa karşı bir isyan başlatacaktım. Thalmor da imparatorluğun bu zor döneminde devreye girerek imparatorluğa tamamen sahip olacaktı. (Başını öne eğdi.) Thalmor zaten her şeyi planlamıştı. Ben sadece plana uydum. Bir zaman sonra yöneten değil, yönetilen olmuştum. Bunu fark etmem çok geç oldu ama artık geri dönüşü yoktu. İnsanlar bana inandı. Skyrim artık elimdeydi. Fırtınapelerinler her yere yayıldı! Thalmor bize altın ve çelik verdi. Fırtınapelerinler büyüdü. Skyrim artık elimdeydi. Aslında sadece ben öyle sanıyordum. Çünkü ben de Thalmorların elindeydim.

-Peki, neden Elflere karşı nefreti körükledin? Thalmor'un bunu isteyeceğini sanmıyorum.
-Yanılıyorsun Evindal. Thalmor bütün Elflerin kabul ettiği bir oluşum hiçbir zaman olmadı. Ama artık Skyrim'deki Elfler Thalmor'u tamamen kurtarıcı olarak görüyor. Çünkü onları Kuzeylilerin zulmünden kurtarıyorlar. Elfler ezildikçe Thalmor'a olan bağlılık arttı. Elfler, insanlara olan güvenini ve inancını yitirdi. İşte Thalmor'un istediği de buydu.

Nutkum tutulmuştu. Elflere yapılanlar, onca ölüm, savaş... Hepsi bir politikadan ibaretti. Thalmor'un imparatorluğu ele geçirmesi için yapılan şeylerdi. Biraz durduktan sonra "Peki bunları bilen başkası var mı? Elimizde bu yazılardan başka kanıt var mı?" diye sordum. "Var." dedi, Ulfric. "Thalmor Elçiliği'nde raporlarımız var. Ama çok iyi korunuyorlar. Bunu bilenler zaten öldürülüyor. Bu konu tamamen gizlidir." Sonra kafasını kaldırıp "Peki sen? Sen bunu nasıl öğrendin?" diye sordu. Gülümseyerek, "Öğrenmedim. Zaten biliyordum." dedim. Ulfric'in gözleri büyüdü. "Peki, şimdi ne olacak?" diye sordu. "Benimle geleceksin." dedim. "İki gün sonra Helgen'in kuzeyinde General Tullius ile buluşacağız. Ve ona bu durumdan bahsedeceğiz. Bu imparatorluğun da duymak isteyeceği bir şey. Thalmor'un sonunu getirebiliriz. Ama buna sen de yardımcı olacaksın. Zaten artık ölüsün. Son olarak iyi şeyler yap!". Elinde çok seçeneği olmadığı için isteksizce kafasıyla onayladı. "Şimdi Issızkent'e gidiyorum. Çok yakında görüşmek üzere" dedim. "Galmar..." dedi. "Galmar bilmesin bunu.". "Peki." deyip odadan çıktım.

Odadan çıkıp merdivenlerden inerken kafam allak bullaktı. Issızkent'e gidip bunlardan bahsedecek ve imparatorluk ve hatta Fırtınapelerinlerle beraber Thalmor'a karşı savaşacaktım. Bu gerçekten olası bir şey miydi? Yolum uzun. Sıra General Tullius'ta. Bakalım o, duruma ne tepki verecek? Ahırdan bir at arabası kiralayıp arkasına geçince kafamda nelerden bahsedeceğimi düşünüyordum. Bundan sonra işler bayağı karışacak gibi.
[/spoiler]


[Resim: torn_slit_separator.png]


8. Bölüm - Görüşme (2. Kısım)
[spoiler]

Issızkent'e gelmiş, kaleye doğru girerken bir muhafızın "Dur bakalım. Nereye geldiğini sanıyorsun?" sorusuyla karşılaştım. "Generalle konuşmam gerek. Ona çok önemli haberler getirdim.". Ukala bir tavırla "Neymiş bakalım o haberler?" diye mırıldanınca "Senin gibi birinin duymaması gerekecek kadar özel haberler." diyerek içeri girdim.

İçeri girdiğimde Rikke ile birlikte masada Fırtınapelerinlerin kamplarını konuşuyorlardı. "General!" diye seslendim. Aniden dönüp bakarak "Söyle!" dedi. "Sizinle çok özel bir konu konuşmam gerekiyor. Ulfric hakkında." dedim. "Rikke'in bilmesi sorun teşkil etmez." deyince "Efendim, çok özel." diye yineledim. Rikke bundan şüphelenmiş olacak ki üstümü iyice süzerek "Bir suikastçi olmadığını nereden bilelim?" diye sordu. "Ellerimi kaldırarak istediğiniz gibi arayabilirsiniz. Ben sizin tarafınızdayım." dedim. General "Tamam. Uzatmaya gerek yok. İçeri geçelim." deyince yavaşça odaya doğru yürüdük. Ona elimdeki belgeyi ve Ulfric ile Thalmor'un planlarından bahsettim. Gözleri kocaman açıldı ve "Bu... bunları sen nereden biliyorsun?" dedi. "Bizzat Ulfric'ten öğrendim." dedim. Duraksadı ve "Bunu sana neden anlattı?" diye sordu. "Çünkü ne olduğunu bildiğimi sandı." deyince garipseyerek "Bunu imparatorun bilmesi gerek. Sanırım artık Thalmor'un sonu geldi." dedi. Ben de "Efendim, Ulfric bizimle hareket edecek. Helgen'in kuzeyinde görüşme için hazır bekliyor. Yanında sadece bir adam olacak." dedim. Biraz düşündü. "Bu çok iyi bir haber. Bunun çok gizli tutulması gerek. Yarın seninle orada buluşuruz. İyi dinlen." deyip kağıtlara yine göz gezdirmeye başladı. Ben tam çıkarken "İstediğin handa kalabilirsin. Yanına bir muhafız vereceğim. Seni kaybetmek istemeyiz." diyerek gülümsedi.

Kaleden çıkıp girişteki bir hana geçtim. Bir iki bira içip odama çekildim. Yarın gerçekten çok büyük bir gün olacaktı...
[/spoiler]


[Resim: torn_slit_separator.png]


Merhaba, bu kadar uzun zamandan sonra yeni bölümü yayınlamanın mutluluğunu yaşıyorum. Birçok şey oldu. Ama bu hikayeyi tamamlamak istiyorum artık. Bu gece de ikinci kısımı gelecek. Bu iki bölüm tamamen finalin altını doldurmak için gelen bölümlerdi. Aslında biraz uzatmak istedim. Çünkü uzun bir aradan sonra kuru kuru bir bölüm atarak bitirmek istemedim. Hepinizden çok özür diliyor, iyi okumalar diliyorum.


[Resim: torn_slit_separator.png]
#2
gayet güzel, belki son zamanlardaki en iyi başlangıç Smile akıcı ve merak uyandırıcı, devamını sabırsızlıkla bekliyoruz Smile
#3
Güzel devamını bekliyorum,acaba hançerin bir özelliği varmı. Cheesy
#4
Fazlasıyla merak uyandırıcı ve gayet güzel bir başlangıç olmuş eline sağlık
#5
Hocam şu ilk bölümü sürgün yapmayın ya Cheesy kötü hissediyorum Cheesy
#6
(23.07.2015, Saat: 10:35)alpito link Adlı Kullanıcıdan Alıntı:gayet güzel, belki son zamanlardaki en iyi başlangıç Smile akıcı ve merak uyandırıcı, devamını sabırsızlıkla bekliyoruz Smile

Teşekkür ederim.

Güncellendi [time]1437693910[/time]
(23.07.2015, Saat: 10:52)Aetherea link Adlı Kullanıcıdan Alıntı:Güzel devamını bekliyorum,acaba hançerin bir özelliği varmı. Cheesy

İlginize teşekkürler. Bakalım hançerin özelliğinin olup olmadığını ileride göreceğiz.

Güncellendi [time]1437693945[/time]
(23.07.2015, Saat: 13:23)emirtali link Adlı Kullanıcıdan Alıntı:Fazlasıyla merak uyandırıcı ve gayet güzel bir başlangıç olmuş eline sağlık

Çok teşekkür ederim.

Güncellendi [time]1437693984[/time]
(23.07.2015, Saat: 18:43)Swindler22 link Adlı Kullanıcıdan Alıntı:Hocam şu ilk bölümü sürgün yapmayın ya Cheesy kötü hissediyorum Cheesy

Pek anlamadım ama olsun. Smile
#7
Sonu süperdi oha. Merak ettim bak ne olacak şimdi diye. Süper yazmışsın.  Cheesy  :tebrik
#8
Yok artık ya hu muhteşem gidiyor. Tüylerim diken diken oldu okurken o derece Smile
#9
güzelmiş kapak harika ayrıca çok seviyom böyle hikayeleri bravo reis Smile
#10
Awesome Awesome Süper olmuş !
#11
Güzel gidiyor hikaye, artık yazılan hikayeleri okumayı bırakmıştım ama bu gerçekten kendini okutuyor. Uzaması güzel olur. :tebrik
#12
*Yeni bölüm eklendi! İyi okumalar. Smile
#13
Çok güzeldi ama Thalmor yargıçları Ulfric'in şehrine nasıl o kadar kolay giriyor?
#14
(28.07.2015, Saat: 11:59)Oxwind link Adlı Kullanıcıdan Alıntı:Çok güzeldi ama Thalmor yargıçları Ulfric'in şehrine nasıl o kadar kolay giriyor?

Cevabını ilerideki bölümlerde alacaksın. Smile
#15
Ana karakter kaç yaşında?